NEFSİN MERTEBELERİ

Pek aziz ve muhterem kardeşim!

Bu yazılan haklar pek mahduddur. Yoksa haklar hadd-i zâtında pek çok ve pek de mühimdir, insanda insanlığın zuhuru bu hakları yerli yerinde yapabildiği zaman meydana çıkar. Yoksa her şey sözde kalır. Ve bu hakların yerli yerinde yapılabilmesi için de ahlâken güzelleşmeler gerektir. Ahlâklar mâlum olduğu üzere iki kısımdır. Birisine ahlâk-ı hasene denir ki, 70 kadardır. Ahlâk kitabında yazılmıştır. Diğeri de ahlâk-ı seyyie de denilen fena ahlâklardır ki, bunlar da yine 70 kadar olup aynı kitapta tahsilatlı olarak gösterilmiştir.

l. Nefs-i Emmâre:

Bu fena ahlâkların kökü şu on iki ahlâktır ki, bunların sahibi yani bu ahlâklarla mütehallık olan kimse, nefs-i emmâre denilen en aşağı duygulu ve insaniyetten nasibi hemen hemen hiç yok denilecek kadar ve pek ehemmiyetsizdir. Bu kötü ahlâk sahibinin yeri, (Allahü a’lem) dünyâda da cehennemdir âhirette de cehennemdir. Her ne kadar bilgisi çok olsa ve çok da zengin olsa ve çok da şöhreti olsa, hiç de makbul-i ilâhî olan bir kul değildir.

Bu huylardan kurtulmak düşman esaretinden kurtulmakta da mühimdir. Çünkü esarette kısmen insanın hürriyeti de vardır, ibadet ve taatını yapmağa kimse mani olamaz. Fakat bu nefs-i emmârenin eline düşen zavallı insan her çeşit hürriyetten mahrum, nefsin esiri ve kölesidir. Yanı başındaki camide ezan-ı Muhammedi okunur da nefsi onu camiye de salıvermez. Dînî eserlerle dolu kütüphanelerin yanından geçer de nefsi onu kütüphanelere sokmaz. Dinî eserleri okutmaz. Akşamlan geç vakitlere kadar kahvehanelerde o pek aziz eşi bulunmayan ömrünü pis havalarla dolu ve günahlarla berbat bir hale getiren o nefsi yok mu ya! Onu Hakk’ın cennetine sokmamak için elinden geleni yapar. O zavallı da yaşıyorum diye sevinir durur.

Sözün kısası şimdi sana yazdığım şu on iki huya ahlâka çok dikkat eyle bakalım bunlardan kaçı sendedir; yoksa hepsi mi? Bu bilgi işi değil, iman işidir. Ehl-i iman bu kötü ve fena huylardan her zaman için uzak kalmağa çalışır ve ne zaman bu huylardan tamamıyla korunursa tam mânâsıyla hürriyetine kavuşmuş olur. O zaman dünyâ da ona cennet, âhiret-teki yeri de cennettir vesselam.

Bunların birincisi şirk, ikincisi küfür, üçüncüsü cehâlet, dördüncüsü gaflet, beşincisi büyük günahlar ki, 125 olarak Günah kitabında zikrolunmuştur. Altıncısı kibir, yedincisi hırs, sekizincisi buhul, dokuzuncusu şehvet, onuncusu gadab, onbirincisi hased, onikincisi ise hıkd yani kindir.

İşte bu on iki sıfat ve bunların benzerlerini giderenler Allah Teàlâ’nın izniyle emmârelikten kurtulmuş olur. Nefsi emmâre, kafirlerin, şeytanların, münafıkların ve fâsıkların nefisleridir. Dünyânın cenneti bu fena sıfatlardan, huylardan kendilerini kurtarabilenlerin yeridir. Dünyânın cehennemi de bu on iki sıfat ve emsali ile kalan bedhahların yeridir.

Fakat ne yazık ki, bugün müslümanlık davasında bulunan nice kimseler var ki, bu fena huy ve sıfatlarla doludur. Meselâ kibir ve ucub, hırs ve hased, hele kinle gadab bir de şehvet yok mu ya, hemen bugün hepimize yetip artmaktadır.

Bunları terk etmek öyle kolay bir şey olsa ne âlâ! Yine görüyoruz ki, hayvan terbiyecileri memleketimize çeşitli hayvanları getirip onlara çeşit oyunlar yaptırıyorlar ve nihayet bizim de paralarımızı alıp götürüyorlar. Hayvan, hayvan iken terbiye kabul ediyor da mahlukatın en şereflisi olan insan niçin bu fena huy ve sıfatlarla kalsın? Doğrusu çok taaccüp edilecek bir şey!

Lâkin insan denilen mahluk öyle kolayca ele avuca gelmez. Ona istediklerinizi kolayca yaptıramazsınız. Bu ancak Allah aşkı, Allah sevgisi, Allah rızâsı için yürekleri çarpan bahtiyarlara mahsustur. Onun için senelerce bıkmadan, usanmadan riyazetlere, zikirlere, teşbihlere devamla beraber gece uykularını terk edip ibâdât ve tâatle ömürlerini geçiren ve Hak rızasını kazanmak için içleri yanan, dünyâya ve dünyâ ziynetlerine hiç de kıymet vermeyen fakat dîni için, îmânı için, iffet ve namusu için Hak rızâsını da gözleyerek düşmanlarına karşı amansız bir arslan kesilen bu bahtiyarlar sayesinde İslâm, şark ile garb arasını tutmuş idi.

Şimdi ise bilgi çok, para çok, hüner çok her şey çok fakat o İslâm’ın savleti, şecaati, mahareti, muvaffakiyetleri nerede? İşte o imân ve İslâm uğrunda bu fena huylan terk edip iyi huylarla süslenmiş ölüm için, şehadet için hiç bir zaman göz bile yummamış bahtiyarlardır ki o koca dünyâ devletlerine karşı ferman okumuşlardır. Lâkin bu günün zavallı insanı insanlığı ancak haram ve günah yer 

lerde aramakta ve para peşinde koşmaktadır. Halbuki kişi Hakk’a kul olursa dünyâ da ona kul olur. Tuttuğu toprak altın olur. Sen bunları sakın yabana atma da bu kötü, fena huylardan ve sıfatlardan kendini kurtarıp Hakk’ın seveceği iyi bir kul olmaya bak.

Şu oniki sıfatın kısaca izahını yapmaya çalışalım:

1. Şirk: Şirk bahsinde ve günah kitabının başında oldukça mâlumat verilmiştir. Oraya müracaat olunması rica olunur. Sonra her günahın affı ümit olunur fakat şirkin affı da yoktur. Sakınmak gerektir.

2. Küfür: Dinsizliktir, gâvurluktur, imansızlıktır. Dünyâsı da cehennem, âhireti de cehennemdir.

3. Cehalet: Cahillik, okumak yazmak bilmeyen değil, belki Allah’ı bilmeyen ve Ona kulluk etmeyendir.

4. Gaflet: En büyük cahilliktir. Kıymeti bulunmaz ömrünü boşa geçiren heva-yı heves sahibidir.

5. Büyük günahlar: 125 tanedir, insanda insanlık bırakmaz. Ruhu kararmış bir zavallıdır.

6. Kibir: Sahibini cehenneme sokan büyük günahlardan biridir. Cennete de giremez denmiştir.

7. Hırs: Sürüleri yiyen kurttan beterdir.

8. Buhul: Fertleri, cemaatleri, kavimleri, milletleri mahveden bir felâkettir. Buhul, sıkılık, cimriliktir.

9. Şehvet: İnsanları esir mevkiine ve fakirliğe düşüren çirkin bir huydur.

10., 11., 12. Haset, Gadab, Kin: İnsanın yaptıkları sevapları yakan bir ateştir vesselam.

Aziz ve muhterem kardeş! yerler yedi kattır. Gökler de yedi kattır. Nefisler de yedi kattır, yani mertebedir. Birinci katın yani mertebenin hâlini yazdık.

On iki fena huy ve sıfatların sahipleridir ki, bunlara nefs-i emmâre diye ad verilir. Gayetle mezmum ve makbul olmayan bir nefistir ki, sahibi kendini de bilmez, kendisini ve bütün varlıkları yaratan Allah’ı da bilmez. Yer, içer ve bir gün gözlerini bu dünyâya hasretle yumarak cehennemi boylar. Allah Celle ve Âlâ cümlemizi bu fena ve kötü huy ve sıfatlardan korusun ve insanlık mertebelerine erişebilmemiz için de bizlere yardımda bulunsun... Âmin!

Bazen insan gaflete düşer de kendisini velîlerin başı, en iyi bir kimse olarak görür, “Benden daha iyisi var mıdır?” der. Ve bazı iyiliklerinden de bahseder. Hele şeyhliği ve mürşidliği hiç bırakamaz. “Buna benden daha layık kim olabilir?” der ve bazen da cezbe hallerine düşerek etrafındakileri de ağlatır. Fakat nefis yine o nefistir ve onun ıslahı öyle kolayca olacak şeylerden değil.

Hele yemek düşkünü insanlar yedikçe nefsi kuvvetlenir. Şehvet artar, bu sefer de etrafına saldırmağa başlar. Zira nefsin gıdası yemektir. Bu da bugün çok bol ve çok çeşitli ve zevkli. Bunları yedikçe nefsin azıtacağı cümlece mâlumdur.

Ruhun gıdası da ibadet ve taattır. Ve bahusus nafile ibadetlerle birlikte gece ibâdetlerine ihlâsla devam şarttır. Halbuki şehvet ne büyük bir belâdır ki, açlık da ona kâr etmiyor. En çok dikkat edilmesi lazım olan şey insanın herhalde halvette kalması ve bahusus genç erkekler ve kadınlardan çok uzak olması ve evine sokmamasıdır. Bununla beraber bütün ümidi Allah Teàlâ’nın rızasının tahsili olmasına gayret gösterip, buna manî olan hallerden de son derece sakınması gerektir.

Şimdi sana biraz rüyalardan bahsedeyim. Çünkü rüya nübüvvetten bir cüzdür. Kişi gördüğü rüyalarla kendini bilmiş, olur. Meselâ hınzır görmek haram, fil, kibir, kelp gadab ve şer, yılan eza ve cefa, akrep lisan ile eza, fare halktan saklı işler ve su-i zan, bit, pire, kerahetli işler işlemek, katır emre itaatsizlik ve ihlassızlık, merkep ziyade şehvet-i nefsaniye, kaplan kibir, kurt hased ve tâatte sirkat, ayı gadab, karınca hırs, maymun nemmamlık (koğuculuk), tilki hile, azgın deve şehvet, hırs ve kin, azgın öküz buhul ve emre itaatsizlik, sarı arı, eşek arısı faydasız işlerle meşgul olmak, kedi şeytan vesvesesi ve bunlara benzer hayvanları görmek ve eti yenmeyen hayvanların hepsi ve eti yenen hayvanlardan azgınları hep nefs-i emmâre sıfatlarıyla tabir olunur.

Maamafih insan rüya görmese veya rüyasında bazı iyi şeyler görse dahi bu on iki sıfatın kendinde olup olmadığını bilmemek mümkün değildir. Fakat o nefs-i emmâre insanı hep iyi göstermeye çalışır. Ne okumuş yazmış büyük adamlar vardır ki, hangi sıfattan olursa olsun bu emmâre denilen nefsin elinde adeta bir oyuncak gibidirler ve nefislerine esir ve köledirler. Pek az bahtiyarlar müstesna.

 

[Rüyada; hınzır, fil, kelp, yılan, akrep, fare, bit, pire, eşek, katır, kaplan, kurt, maymun, pars, tilki, sansar, tavşancıl, azgın deve, öküz, eşek arısı, sarıca arı, sinekler, ölmüş şeyler, eti yenmeyen bütün hayvanlar ve eti yenen azgın hayvanlar görmek nefs-i emmâre alâmeti olduğu gibi; cehennemde yatmak, çamura düşmek, meyhane gibi yerler, kahvehaneler, sigaralar, nargile ve esrar, afyon, enfiye, mekruh şeyler gayet soğuk veya sıcak, avretini açmak, valideyi nine isyan, haram ve nehiy olan şeyleri yemek ve içmek de nefs-i emmâre alâmetidir.]

 

2. Nefs-i Levvâme

İnsan bu nefs-i emmâreden imân etmekle kurtulmuş sayılır amma, levvâme denilen ikinci mertebedeki nefis de emmâreye pek yakındır. Arada ufak bir iki çizgi farkı vardır. Bunun elinden kurtulmağa çalışmazsan pek çabuk yine emmâreliğe düşebilirsin. Bu nefis bazı kere ruhun nuru ile nûrlanıp ruha muti olur, bazı kere de isyan edip pişman olur. Bu nefis müminlerden isyan edenlerin ve cahillerin nefisleridir. Tehlikeli bir nefisdir. Burada kalmak mümine hiç yakışmaz.

Bu nefs-i levvâmenin sıfatları şunlardır:

1. Fısk

2. Cehl

3. Ucub

4. Uyku

5. Yemek içmek sevdası

6. Hırs

7. Kahr u nedamet

8. Giyjnme süslenme sevdası

9. Lağviyat

Bu dokuz huy ve sıfattan kendini kurtarabilenler mülhime denilen üçüncü sınıf talebesi gibi üçüncü mertebeye atlarlar. Amma bu da makbul bir nefis değildir. Ufak bir gevşeklik derhal levvâmeye ve emmâreiiğe düşürebilir.

Halbuki fısk, tâat-ı ilâhiyye-den hurucdur.

Cehil mâlum.

Ucub ise, tevfikat-ı ilâhiyyenin gelmesine manidir. Yağmur yağmadığı zaman nasıl mahsul olmaz ve emekler boşuna giderse ucub yani kendini beğenmek de aynı hidayetsizlik ve rahmet-i ilâhiyyeden mahrumiyettir.

Uyku ise, hadd-i itidalde olması lazımdır. Çok uyku hem gaflet hem de bereketsizliktir.

Yemek içmekte de itidale riayetle ve Rasûlüllah’ın yediği gibi yemelidir. Fazla yemek vücudu kuvvetlendirir. Şehveti artırır. Sonra hakkından gelmek de zor olur.

Mâlumdur ki, sürüye giren kurt yese yese bir hayvan bile yiyemez, fakat koca sürüdeki hayvanları boğar bırakır. Hırs ise bu hayvanın yaptığı zarardan çok fazlasını yapar. Hem nefs-i emmâre sıfatıdır.

Kahretmek sonra da pişman olmak.

Hele o süslenme derdi, felaket mi felakettir.

Lağviyât ise boş sözlerle vaktini öldürmektir. Vakit nakittir. Vaktinin kıymetini bilmeyen nasıl insan olur bilmem?

İşte bu dokuz huy da nefs-i levvâme denilen nefsin sıfatlarıdır ki, mezmum, sevilmeyen, insanlıktan uzak olan kimselerin nefisleridir. Bu halde iken âhirete göçenlerin vay hallerine! Cenâb-ı Hak cümlemizi bu âdi ve mezmum olan nefislerden muhafaza buyursun ve insanlığın kemâline ulaştırsın...

Bunu atlatan kişi nefs-i mülhimeye erişir ki, diğerlerine nisbetle insanlığa daha yaklaşmış sayılır.

Hevâ ü hevese ve ziynet-i dünyâya dair şeyleri görmek veya işlemek, döşemesiz ev, alevsiz ateş, gözü duman, dar yerler, taşlı dağlar, ormanlar ve ağır şeyler, dikenli uçurumlu yerler, yüksek korkulu yerler, karanlıklar, siyah renkler ve emsalleri nefs-i levvâmeye işarettir.

 

 

[Rüyada; deve. koyun, keçi, sığır ve emsali, balık, tavuk, kaz, ördek ve emsali, at, beygir, arslan ve bal arısı, kurbağa, tavşan, geyik ve emsali hayvanlar, azgın olmayan hayvanlar ve kuşlar, pişmiş yemekler, meyveler, içilecek helâl şerbetler ve giyecek helâl elbiseler, yanmadık mumlar, fırınlar, ekmekler, dükkânlar saraylar, döşemeli evler, gemiler ve emsâli, bağlar, ballar ve emsâli, meyveli ağaçlar, peder ve validesine sarılmak, zevcesiyle ve mahremi olmayan kadınlarla sarılmak, sarı renkler. Üzerindeki necaseti, gidermek, helâl hayvanlardan yemek, kan almak, tıraş olmak, diş çekmek, mezheb-i ehl-i sünnete muhalif adamlar ve menhiyattan olan şeyleri mübarek yerlerde görmek, nefs-i levvâme âlâmetidir.]

İmdi bu hayvanlardan deve yüklü olursa ruha sıkıntı, yüksüz olursa ruha meyil sıfatıdır. Koyun keçi sığır ve emsali helâl ve menfaat sıfatıdır. Balık helâl nesneyi kazanma sıfatıdır. Tavuk kuşlar, helâle hâris olmağa, at, beygir, azgın olmazsa sadakat, azgın olursa levvamenin galebesidir. Bal arısı ahlâk-ı hamideye, kurbağa ruhun nefsinden nefretine, pişmiş et ve yemekler nefsin ruha uymasına delâlettir.

Bu gibi hallerden kurtulmak için gecesini gündüzüne katıp bu korkunç ve tehlikeli nefsin elinden kurtulup nefsi mülmhimeye erişmeğe çalışmak gerektir.

3. Nefs-i Mülhime

Bir nefisdir ki, Hak Teàlâ Hazretleri ona ilim ihsan eder ve bu nefis âlimlerin nefsidir diye buyrulmuştur. Sıfatları şunlardır:

1. İlim

2. Tevazu

3. Tevbe

4. Sabır

5. Şükür

6. Sehavet (cömertlik)

7. Kanaat

8. Tahammül

Rüyaları da şöyledir:

Şeytan, cahiller, avretler, çıplaklar, eşkiyalar, ehl-i sünnetten olmayanlar, mülhitler, gayr-i müslimler, sakalları kesik olanlar, topal ve kötürüm, âmâ, sağır ve dilsiz, Arap hizmetçi, sarhoş, hoş sadâlar, hırsızlar, güldürücüler, cambaz hokkabaz, dellaklar, şaşı, fahişe kadın, kasap, avcı, maymuncu, hamamcı, tuzcu, kavuncu, karpuzcu, çoban ve sabuncu, yere tohum saçan, ağaç dikmek, avcılar, beyaz renkler, kız çocuğu, oğlan çocuğu, abdest almak, gusledenler, namaz kılanlar, kıbleye dönenler, hayırlı işlerde bulunmak, balcı ve emsali, kavga gürültü, gürlemek, bağırmak, çağırmak ve emsallerini görmek nefs-i mülhime sıfatlan ve alametleridir.

Tabirleri şöyledir:

Şeytan görmek, şeytana uymak, eğer redderse âlâdır. Avam ve cahilleri görmek ve onlara uymaktır. Kadın tedbirde kusura ve dünyâya meyle alamettir. Çıplak görmek amelsizliğe; eşkiya görmek tuğyana; ehl-i sünnetten olmayanları görmek namazlardan tembelliğe, gayr-i müslim görmek dünyâya meyle ve dinde tembelliğe; sakal kırpmak, tıraş olmak, şeriatta noksanlığa; topal, kötürüm, âmâ, sağır, dilsiz görmek eksiklik sıfatıdır. Arap görmek başkasının ayıbını yüzüne vurmak ve çabuk maksuduna erişmeye alâmettir. Sarhoş, güzel sesler, noksanlık alametidir. Hırsız, ibadeti saklamak, cambaz ve emsali, ibadetleri terk ve haramı mübaşeret alameti. Dellal, kezzaplık, yalancılık, tellak, hayırdan dönmeğe, şaşı görmek, hakkı koyup batıl yola gitmeye, nefsin arzu ettiği bir şeyi istemek, dünyâya talip olmaya, kasap, merhametsizliğe, arıcı, nefsin gadab ve hırsda kuvvetine işarettir. Hamamcı, nefsin günahlardan temizlenmesine işarettir. Tuzcu nefsin salâhına işarettir. Kavuncu ilim kazanmağa, karpuzcu, maarif-i ilâhiyyeyi kesbe işarettir. Ağaç dikmek, tohum atmak, hayırlara; avcı, insafsızlığa, beyaz renk görmek, nefsi mülhimenin galabesine işarettir. Abdest, namaz, gusül, vera ve takva, kıbleye dönmek, umurunda istikamete işarettir. Kıbleden yüzünü çevirmek hayırlardan şerlere dönmeğe işarettir, (Allah korusun). Hayır-hasenât, ruhun nefse galabesine; şer ve zulüm aksi olarak nefsin ruha galabesine işarettir. Kavga, ruh ile nefsin geçimsizliğine; nihayet mubah olan şeylerden her ne görülürse —söz, evsaftan ve eşyadan— cümlesi, nefs-i mülhimeye işarettir.

Bu nefs-i mâlhimedeki ahlâklar her ne kadar güzel şeyler ise lâkin amelsizlik, ihlassızlık, korkusu vardır. Binâenaleyh bu dairede yani nefs-i mülhimede kalmak da iyi görülmemiş, belki sa’y ü gayretle bu nefsin üstündeki mutmainne mertebesine erişmeğe çalışmak her mümin-i muvahhide borçtur. Allah’ım bizlere amel ve ihlas nasib eyle!. 

4.  Nefs-i Mutmainne:

Bu bir nefisdir ki, Allah Teàlâ’nın izniyle kalb ruhun nuru ile nûrlanıp kötü huyları sıfatlan terke dip ahlâk-ı hamide ile muttasıf olur. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu güzel nefisle ve güzel ahlâklarla ahlâklandırsın... Âmin!

“Alimlerin, ilimleriyle amel edenlerin nefisleridir” diye buyrulmuştur. Amel, tevekkül, açlık, riyazet, ibâdet, ve tefekkürdür. Bu mertebedeki, sıfat, kâmiledir.

Rüyaları ekseriya şöyledir:

Kur’ân-ı Kerîm görmek ve okumak, tasviye-i kalbe ve matlubuna vusul ve muvaffakiyete işarettir. Lâkin hangi sûre ve hangi âyetleri okuduğunu bilip ona göre tabir olunur. Peygamberleri görmek, din ve İslâm’da kuvvete ve bunlara uyma sıfatıdır. Evliya görmek korktuklarından emin olmak ve umduğuna nail olmağa işarettir. Meşayih görmek, nefsini irşada işarettir. Padişah görmek, vücudunda tasarruf suretidir. Doktor görmek, nefsinin hastalıklarına amel-i salih ile ilaç etmek sıfatıdır. Vezir, vekil ve amirleri görmek, aklında kemal ve tekarrub-i maksud sıfatıdır. Müfti görmek nefsi hayra delâlet eder. Hakim görmek, kalbine ve azalarına hükm-i ilâhinin nüfusuna işarettir. İmam, hatip, ulema, şüheda ve süleha görmek, Allah Teàlâ’nın emirlerine uyma sıfatıdır. Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere Kuds-i Şerif, cami, mescid, medrese, tekke, mektep, mesken, süleha ve kütüphane ve dershane ve türbe-i şalinin ve ziyaret mahallerini görmek ve bunlara benzerleri, kalbin temizliğine alâmettir. Sancak, bayrak, ok, yay, kılınç, kama, bıçak, top, tüfek, şeytanın vesvesesinin zaafına işarettir. Hattatlık ilmin çokluğuna sa’y etmeye işarettir. Yeşil renkler nefs-i mutmeinnenin galebesine işarettir. Mevsiminin dışında ağaçtan olmadık yeşil meyve kopartmak, ihlâssızlığı giderip ihlâsa meyil ve terğib sıfatıdır. Lâkin mevsiminde olmadık yeşil meyveyi koparmak amelde ihlassızlığa işarettir. Bu nefisde her ne kadar amel, tevekkül, riyazet gibi ameller var ise de ihlâsızlık korkusu da vardır.

Binâenaleyh bu nefis dairesinde kalmayıp daha yukarı nefse çıkmağa gayret göstermelidir ki, o nefis evliyalar nefsidir. Adına nefs-i raziye denir. Onun da sıfatları şunlardır:

Hiç olmazsa insan-ı kamil olabilmek, hakiki müslüman olabilmek için emmâreliği, levvâmeliği, mülhimeliği atlayıp mütmainneliğe erişmeğe çalışmak ve bu hususta kendini daima bir kontrol altında tutmak veya kendisini kontrol edecek bir kâmili bulmak şarttır.

Bu nefislerin hallerini yazmak, okumak, söylemek, tabii pek kolaydır fakat alışılagelen bazı yanlış hareketler ve günahları terk etmek o kadar kolay olmasa gerektir. Meselâ gadab denilen kızma sıfatı hem iyidir, hem de yersiz olunca pek kötüdür. Düşmanlara karşı şerefi muhafaza eder. Fakat müminlere karşıda çok rahim ve şefik olmak lazımdır. Düşmanlara karşı şiddetli olmayıp da müslümanlara karşı şiddetli olursa artık onu ıslah çok zor olur. Kibir de böyledir, haset de böyledir, hırs da böyledir.

Yani tabiatlarında bu gibi emmâre huyları olanların, bunları terk edebilmesi ancak Allah Teàlâ’nın bir lütuf ve keremidir. Sonra da erbabının huzurunda uzun müddet riyazetler, tahsili ilim ve hadis-i şerifleri okuyup halini onların haline benzetmeye çalışması şarttır.

Yalnız söylemek ve dinlemek kâfi değildir. Bu nefs-i mutmainne devresinde olan bahtiyarlar ruhlarını teslim sırasında Hak Teàlâ’nın mânevi huzuruna ve yevm-i kıyamette de cennet-i a’lâsına davet olunan muhterem kimselerdir. Cenâb-ı Hak’tan fazl ü kerem ve lutf u inayeti ile bizleri de hiç olmazsa bu makama erişebilmek için yardımını can ü gönülden dileriz.

5. Nefs-i Raziye

İhlas, terk-i mâlâyani, zikr, zühd, vera, keramettir.

Melâike, asker-i İslâm, cennet çocukları, huriler, cennet, burak, cennet esvabları, kevser vesâire, aklın kemaline Allah’a yakınlık, marifeti ilâhiyyeyi tahsil sıfatıdır. Suları yüzüp geçmek, havalarda uçmak, gemiye binip geçmek, ateşte yanıp safâlanmak, âhiret derecelerinin yüksekliği ve münevverlik raziyenin galebe sıfatıdır.

Kalbin maarifi ilâhiyyeyi tahsiliyle ağırlığı gidip, letafeti, inceliği kesbi sıfatıdır. Bu mertebe her ne kadar güzel ise de bunun üstündeki, altıncı nefs-i merziyeye erişmeye sa’y ü gayret edip çalışmak gerektir. Zira bu dairede mertebede korku yok ise de, vecil denilen korku vardır. Vecil diye ses işitilen mahalde bulunan hizmetkârın korkusuna denir. Ya Rab, sen bizleri bu veliler zümresinde haşreyle... Âmin!

6 — Nefs-i Merziyye

Terk-i mâsivallah, vel-lütfu bi halkillah, vet-tekarrubu ilallah, vet-tefekkürü fî masnûâtillah, ve’r-rıdà bimâ kasemallahü ve marifetullah. Allah’dan gayrisini terk, Onun yarattıklarına lutufla muamele, ona yakınlaşma, yarattıklarını tefekkür ve onun verdiği nimet ve rızıklara razı olmak, onun marifetine ulaşmak.

Yedi kat gökleri ay, güneş, yıldızları, ve yıldırım ve alevli ateşler ve yanar mumlar, kandiller, gök gürlemeleri, hareket-i arz, dağ ve tepelerde yalnızlık ve emsali rüyalar nefs-i marziyye alâmetidirler.

7. Nefs-i Sâfiye

Nefs-i kâmile ve sâliha dahî denir. Karlar, yağmurlar, dolular, ırmaklar, çeşmeler, kuyular, deryalar, kaynaklar, cümlesi nefsi safiye sıfatlarıdır. Bu makam Hakk’ın kulu ile olan makam-ı esrardır. Peygamberler makamıdır. Yâ Rab şefaatlerine cümlemizi nail eyle...

Aziz kardeş! Şimdi insanlar ve bahusus bilginleri nefislerden ve nefs-i mutmeinneden çok güzel bahsederler. Hele o şeyhler ki, çeneleri kuvvetlidir. Biraz da bilgisi vardır. Onlar konuştukça dinleyenler hayran olurlar. Fakat ahlâk mertebelerinde ve nefis mertebelerinde çok geride kaldığımız aşikârdır.

İnsan aciz bir mahluk olmakla beraber kendini de çok beğenir ve başkalarını hemen hemen hiç beğenmez. Bu da noksan olarak, insana hem yeter hem de artar. Ve bu insanlık mertebelerini elde etmek için muhakkak ilimle beraber bir ehl-i kemâli bulup Peygamber SAS in hayatına uygun bir hayat, bir kanâat, bir şecaat, birsehâvet, ve bir de riyazete devamla ancak elde etmek belki mümkün olur.

Meselâ Abdullah et-Tüsteri Hazretleri’nin, Abdülkadir-i Geylânî Hazretleri’nin, Hazret-i Rıfâi’nin, Nakşıbend Muhammed Bahaeddin Hazretleri’nin riyazetlerine bakınca insan kendi kendine utanıyor. Abdullah et-Tüsteri Hazretleri riyazetini o kadar ileri götürmüş ki, gençlik devrelerinde 55 günde bir yemek, ihtiyarlık devirlerinde ise ancak 25 günde bir kere yemek suretiyle hayatını idâme ettirebilmiş. Abdulkadiri Geylâni Hazretleri ise o Bağdat çöllerinde tam 25 sene nefsiyle mücâhede etmiş.

O büyüklük kolayca mı olmuş zannedersin? Bunlar hep Hakk’ın bir lütf u ihsanı olmakla beraber kula düşen mücâhedeyi de elden bırakmamak lâzımdır. Çünkü dünya çok haristir, ipin ucunu bırakınca derhal sizleri kafese kor ve bir daha elinden kurtulmak çok müşkil olur. Nasıl ki, düşman memleketi işgal edince onu çıkarmak ne kadar zor ise, nefsin elinden yakayı kurtarmak da ondan daha çok zordur. Çünkü muharebeler umumiyetle toplu olarak yapılır. El ile olan işler insana düğün bayram gibidir. Nefis ile yalnız başına mı mücâhede edeceksin? ilmin zayıf ise, hayâlâtın da galip ise, Allah esirgesin, şeytanların esiri ve oyuncağı olursun!

Devrimiz; Rasûlüllah’dan 1400 sene uzakta, bizlerse fitne ve fesat içersinde kıvranmaktayız. Bu pislikler içersinden insanın kendi başına çalışıp kurtulması adetâ muhaldir. Onun için gece ve gündüz Hâlık-ı Zülcelâl’e yalvarmalıyız:

Yâ Rabbi beni bana göz açıp yumacak kadar az bir zaman dahi olsa bırakma, elimden tut, doğru yola peygamberlerinin gittiği cennet ve rıza yollarına eriştir! Ve sallallahü âlâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaìn velhamdü-lillâhi rabbil-âlemîn...

İçindekiler